| |
Giresun Tarihi
Giresun, Anadolu'nun kuzeydoğusunda, yeşille mavinin kucaklaştığı Karadeniz'in inci kentlerinden birisidir. Şehir denize doğru uzanan yarımadanın üzerinde yer almaktadır. Yarımadanın karşısında Karadeniz'in tek adası olan Giresun Adası (Aretias), kentin bir kolyesi gibi durmaktadır. Giresun ismi şehrin eski adı olan “Kerasus” kelimesine dayanmaktadır. İsmin kaynağı hakkında iki rivayet vardır. Birincisi Kerasus'ta bol miktarda yetişen kirazdan geldiği, ikincisi ise yarımadanın denize doğru bir boynuz gibi uzanmasından dolayı eski Yunanca'da boynuz anlamına gelen “Kerastan”'dan türediğidir. Şehir Türk hakimiyeti döneminde bugünkü söylenişiyle anılmaya başlamıştır.
Şehrin nerede kurulduğu ve kimler tarafından iskan edildiği tartışmalıdır. Zira Ksenofos'un (M.Ö 350) ifadeleri, daha 19. yy'da şehrin nerede kurulduğu konusunda tereddütlere sebep olmuştur. Onun Trabzon'dan 3 günde Kerasus'a vardıklarını belirtmesi, Vakfıkebir körfezinde Kreşon / Kirazlık olarak bilinen yeri işaret etmiş olabileceğini göstermektedir. Coğrafyacı Strebon, Farnaika dediği şehrin; bugünkü Giresun şehrinin olduğu yerde kurulduğu üzerinde durmuştur. Romalı idareci Arrien, Farnaika'nın eski adının Kerasus olduğunu belirtmiş ve buranın Sinop'lular tarafından kurulduğunu yazmıştır. Böylece araştırmacıların M.Ö 183'te Sinop'u alan Pontus Kralı Farnakies'in Giresun'un bugün bulunduğu yarımadada Farnaika adında bir kale inşa ettiğini; bilahare buraya Kerasus dendiğin ileri sürmelerine yol açmıştır.
Kültür
Çeşitli medeniyetlere ait tarihi zenginliği ve kültür unsurları ile dolu olan Giresun ili; tarihi açıdan olduğu kadar, kültür bakımından da ilgi çekicidir. Amazonlardan Bizans'a, Kafkas'lardan Anadolu'ya, Selçuklulardan Osmanlıya kadar dünya tarihine egemenliğini hissettirmiş olan medeniyetlerin Selçuklular'dan Osmanlı'ya, izlerini görmek her yerde mümkün değildir. Gerek Selçuklu ve Osmanlı döneminde, gerekse Cumhuriyet döneminde Giresun, Türk Kültür hayatına önemli katkılarda bulunmuştur. Ancak ilin coğrafyasının dağlık ve oldukça dik meyilli olması ulaşımı güçleştirmiş, ulaşım yetersizliği kültürel değerlerin ülkenin diğer bölgelerinde yeterince duyulmasını engellemiştir. Yine aynı coğrafi sebebler, yerleşimi "dağınık ev" sistemine zorlamıştır. Tarımla uğraşan toplum, elverişli bulduğu araziyi tarlaya çevirmiş, evini komşusuna göre değil, tarlasına göre yerleştirmiştir. Bu durum, insanların birbirleriyle sıkı bir ilişki kurmalarını engellemiştir. Sonuçta: ilçeler hatta birbirine yakın köylerde yaşayan insanların şiveleri oldukça bü-yük farklılıklar göstermiştir. Şehirde yaşayan insanlar, köyleriyle devamlı ilişki içinde bulunduğundan, köylerde yaşatılan geleneklerin çoğu şehirlere de taşınmıştır. Yani şehir ve kasabalarımızda yarı şehirli, yarı köylü bir görüntü çoğunluktadır. |
|